Öncelikle birkaç gün içinde görev yerleri belli olacak ve 12 Aralık'ta birliklerine teslim olacak tüm arkadaşlara şimdiden hayırlı teskereler diliyorum. Askerliğinin üzerinden çok zaman geçmemiş ve Aralık celbine giden bir kısa dönem olarak, aralık celbinde askere gidecek arkadaşların bilmesi gerektiğini düşündüğüm bazı şeyleri sizinle paylaşmak istiyorum. Bu bilgiler hayat kurtarmaz, işinizi de kolaylaştırmaz ama bilmek bilmemekten iyidir. Buyrun:
1) Öncelikle bu yazıyı okumadan önce kimin size ne dediğini ve milletin bitmek bilmeyen askerlik anılarını unutun! Askerlik süresince yaşayacaklarınız çok büyük ölçüde başınızda bulunan komutanın tiynetiyle ilgilidir. Siz çok iyi bir askerlik yaparken yan odanızda çalışan arakadaş kâbus yaşıyor olabilir.
2) Askerliğinizin herhangi bir döneminde rahat edeceğinizi düşünmeyin. Rahat edecek olmayı askerlikte bir amaç haline getirmeyin. Zorunlu olarak, daha önce hiç yapmadığınız ve bir daha hayatınız boyunca da yapmayacağınız işleri yapmakla görevlendiriliyorsunuz, kesinlikle RAHAT ETMEYECEKSİNİZ. Kimse de sizin rahatınız için uğraşıyor olmayacak. Tabiri caizse; "Askerlik, yan gelip yatma yeri değil."
3) Olumlu yöndeki her çeşit beklentinizi asgari düzeyde tutun. Muhtemelen başınıza hep hayal etmediğiniz şeyler gelecek.
4) Bunun şanlı ve şerefli bir iş olduğunu düşünerek orada bulunmayın. Siz şanlı ve şerefli bir iş yapıyor olsanız da, inanın birliklerde, bu kimsenin umrunda değil. Hatta kısa dönem olduğunuz için siz hem uzun dönemlerin, hem de kimi rütbelilerin sevmediği bir askersiniz. Bunu unutmayın! (bu maddeleri tam zıttı da olabileceği şeklinde değerlendirin. Ben sizi en kötüsüne hazırlamaya çalışıyorum.)
5) Aralık döneminde askere gidiyorsunuz. Bu dönem kısa dönemlerin en fazla olduğu dönemdir. Dolayısıyla birliklerinizde çok fazla kısa dönem olacak. Bu da diğer tüm askerlerin yaptığı işlerle sizin de görevlendirilme ihtimalinizin yüksek olduğu anlamına geliyor. (tuvalet temizlemek, paspas yapmak, çamaşırhane veya tugay yemekhanesinde çalışmak, nöbet tutmak, yerine göre buz kırmak, depo temizlemek, bir şeyler taşımak, ağaç dikmek, çukur kazıp ertesi gün hiç birşey yapmadan o çukurların üstünü kapatmak, 50 senelik mühimmat sandıklarını boyamak, 60 model ve çalışmayan kamyonları parlasın diye mazotla silmek bunlardan bazıları) Bu işleri diğer uzun dönem arkadaşlarınızla yapmaya gocunmayın. Bu, hem sizin işinizi kolaylaştıracak, hem de onların size olan saygısı artıracaktır.
6) Tam izin döneminin bittiği, birliklerdeki kadroların ve tayinlerin artık oturduğu, görev dağılımının yapıldığı ve rutin denetlemelerin başladığı bir dönemde askere gidiyorsunuz. Bir kısa dönem olarak tüm üstleriniz sizin yazma çizme konusundaki becerinizden faydalanmak isteyecek. Geriye dönük ve uzun yıllardır yapılmayan harita çizimlerini, eğitim planlarını, evrak düzenlemelerini yapmanız, bunları yaparken de bir yandan diğer rutin işlere devam etmeniz, (yaşanmış örnek: Gece 2:30'a kadar harita hazırlayıp, 2:30-4:30 nöbetine gidip, saat 5:30'da kalkıp normal hayata devam etmek.) bunları yaparken de birliğinizin katılacağı denetleme türüne göre dahil olduğunuz sınıf bilgisi, spor veya atış konularının hepsinde mükemmel olmanız beklenecek. Aklınızı yitirmeyin! Bunların bir çoğunu yarım yamalak bile yapamayacaksınız. Sadece yapamadığınızda maruz kalacağınız azar ve kötü muamelenin sizinle alakalı olmadığını, onu yapan şahsın karakter bozukluğu ile alakalı olduğunu unutmayın. (Duyabileceğiniz cümlelerden önekler: "Sen ne biçim üniversite mezunusun" "siz anca üniversite sıralarında k.ç büyütürsünüz, koşamazsınız tabi" vb.)
7) Evrak kuyruğunda, kantin kuyruğunda, yemekten önce, yatmadan önce, tuvalete girmeden önce BEKLEMEYE ALIŞIN! Beklemek hayatınızın bir parçası olacak. Bunu unutmayın.
8) Birliğinize teslim olduğunuz andan itibaren "Neden" sorusunu aklınızdan çıkarın. sizin birliklerde bulunacağınız 5ay 5 günlük süre bazı şeyleri çözmeniz için yeterli değil. Bunu unutmayın! (ki 50 yıl kalsanız da anlayamayacağınız bazı şeyler var. O ayrı)
9) Şartlardan yakınmayın. Yemek, barınma gibi meselelere takılmamaya çalışın. Çok elzem bir durum yoksa ve şartlar gerçekten dayanılmaz duruma gelmediyse (ama bakın GERÇEKTEN diyorum.) bu tip problemlerden üstlerinize bahsetmeyin. Zira çok büyük ihtimalle bir netice alamayacağınız gibi, üstleriniz nezdinde mızmız bir "poşet" olma yolunda ilk adımı da atmış olacaksınız. Bu noktada 2.maddeyi tekrar okuyabilirsiniz.
10) Diğer askerlerin ve üstlerinizin size "poşet" diye hitap edecek olmasına alışın.
11) Artık çok fazla olmasa da kısa dönemlere alay etmenin ötesinde kafayı takan ve işi sövme noktasına getiren komutanlar veya rütbeliler olabilir. Eğer size yapılan herhengi bir muamelenin haksız ve kanunsuz olduğunu düşünüyorsanız ve artık bu iş rutin bir hal almışsa hiç çekinmeden, o komutanınıza askerliğiniz bitince kendisini mahkemeye vereceğinizi söyleyin. Hatta bir avukat arkadaşınızın size yol gösterdiğini de ima edin. Bu rütbelilerin en çok korktuğu durumdur. Kesinlikle bir iyileşme göreceksiniz. "Askerliğini yakarım." veya "Askerliğin bitmez." gibi tehditlere aldırmayın. İsteseniz bile 5ay 5 günden fazla kalamazsınız birliğinizde.
12) Uzun dönem askerleri cahil cühela takımı olarak görmeyin. Evet pek çoğu sizin sahip olduğunuz bilgi ve birikime sahip değil, bu doğru, ama hepsinin de birer hayat hikayesi ve sizin gibi geride bıraktıkları olduğunu unutmayın. Size mesafeli gibi görünselerde pek çoğunun sizin hal hatır sormanız ve kendisiyle ilgilenmeniz durumunda, size birer abi gözüyle bakacağını aklınızdan çıkarmayın. Eğer dengeli bir ilişki kurabilirseniz sizin de onlardan öğrenebileceğiniz çok fazla şey var. Ama yine de dikkatli olun, özellikle bu yumuşak yönünüzü kullanıp borç istemeye çalışanlar çok olacaktır. Çoğu zaman verdiğiniz paranın geri gelmeyeceğini aklınızdan çıkarmayın.
13) Gittiğiniz birliğe göre, keyfi ve kural dışı uygulamalar çok fazla olabilir. Sivilde 2 kaz verseniz güdemeyecek adamın, eline bir çamaşırhane anahtarı geçirdi diye kendisini kral zannetmesine gülüp geçmeyi öğrenin. Bu şekilde elinde depo, çamaşırhane, yemekhane, sivil eşya deposu gibi yerlerin anahtarları bulunan adamların egolarını okşamak, çoğu kez işinizin görülmesinde önemli rol oynar. Sakın bu tarz adamlarla didişerek işinizi yaptırma yoluna gitmeyin. Havanızı alma ihtimaliniz yüksek.
14) Teğmen ve Üsteğmen rütbelerine sahip komutanlarınızın sadece kısa dönem olduğunuz için size gıcık olma ihtimali yüksek. Bu iki rütbeye karşı dikkatli olun.
15) Eğer size bir silah verecek olurlarsa o silahı temizlemeyi ve bakımını yapmayı iyi öğrenin ve belirlenen bakım gününde bu işi ihmal etmeyin. Zira normal bir yerde askerlik yaptığınız düşünüldüğünde -tabi öncelikli dileğimiz hiç lazım olmaması- silahınız size EN FAZLA 1 kere lazım olacak. O lazım olduğu anda da sizi yarı yolda bırakmayacağına emin olun. Bu düşük bir ihtimal olsa da "bir ihtimal" olduğunu unutmayın. (NOT: Pek çok birlikte, nöbet tutan kısa dönemler dolu şarjörle nöbet tutuyorlar, nasıl lazım olacak ki diye düşünen arkadaşlara duyurulur.)
16) Spor ve askerlikle ilgili eğitimleri olabildiğince yapmaya ve bunlardan keyif almaya çalışın. İlk zamanlar zor gelsede sabah, sporla güne başlamanın ne kadar hoşunuza gittiğini ve aslında güzel birşey olduğunu zamanla farkedeceksiniz.
17) Ailenizle telefonda görüşürken kötü şartlardan ve muamelelerden bahsetmemeye özen gösterin. Bu sizin içinde bulunduğunuz şartları iyileştirmeyeceği gibi, ailenizin de elinden bir şey gelmeyeceği bir durumda boşu boşuna üzülmesinden başka bir işe yaramayacaktır. Ayrıca bulunduğunuz birlikteki ankesörlü telefonların dinleniyor olabileceği ihtimalini de unutmayın.
18) Bir şeylere imza atarken dikkatli olun. Özellikle zimmet tutanaklarına imza atıyorsanız, yani üzerinize bir şey zimmetleniyorsa, bir araç mesela, bu araçta zimmet tutanağında yazan herşeyin bulunduğundan emin olun. Tutanakta yazan bir eşya araçta yoksa size onun ödetilmesi işten bile değil. Özellikle denetleme öncesi birliklerde bu tip durumlar çok sık yaşanabilir. NE İMZALADIĞINIZA DİKKAT EDİN!
Hasıl-ı kelam: Askerlik yapmaya gittiğinizi aklınızdan çıkarmayın, eğer gerçekten iyi niyetli, işten kaytarmayan ve çalışma zamanı herkesle çalışan dinlenme zamanı da herkesle dinlenen biri olmaya çalışırsanız komutanlarınızın ve uzun dönem arkadaşlarınızın size bakışı olumlu yönde olacaktır. Bu da bir ölçüde işinizi kolaylaştırır emin olun. Tekrar Hayırlı Teskereler.
Halil HASKARACA
Reklam,Halkla İlişkiler, Masaüstü Yayıncılık, Fotoğrafçılık, Nijer
9 Aralık 2011 Cuma
8 Eylül 2011 Perşembe
Mührünü vermeyen Muhtar
Yıl 1960, yer; memleketin batısı: Manisa. 27 Mayıs' ın hemen ertesine gidiyoruz. Memlekette yine bir buhran ve belirsizlik havası hakim. Adet olduğu üzere Manisa'nın garnizon komutanı (rütbesinin Albay olduğunu tahmin ediyorum.) tüm muhtarlardan muhtarlık mühürlerini getirip kendisine teslim etmelerini istiyor. Adamın sözü kanun! Karşı çıkmak yürek ister. Bu sebepten olsa gerek, muhtarların bir çoğu can korkusundan, azınlıkta kaldığını tahmin ettiğim bir kısmı da yalakalık olsun diye koşa koşa mühürlerini, garnizon komutanlığına teslim ediyorlar. Ancak bir köyün mührü eksik; Manisa-İzmir şehirler arası yolunun Manisa çıkışında sağda bulunan ve şu anda neredeyse Manisa Organize Sanayi Bölgesi ile birleşmiş olan Keçiliköy. Bu köyün muhtarı olan ve o günlerde henüz 30'lu yaşlarının başında bulunan Sıdkı SÜRÜCÜLER, bu emri yerine getirmediği gibi, garnizon komutanın mührü almak için özel olarak gönderdiği askerlere de mührünü teslim etmeyi reddediyor.
Garnizon komutanı bakıyor, olacak gibi değil, makam aracına atlayıp bu ulvi (!) vazifeyi yerine getirmek için bizzat kendisi düşüyor Keçiliköy'ün yollarına.
Köyde Muhtar Sıdkı Bey'i buluyor ve emrini yineliyor. Ancak Muhtar kararlı "Komutan, mührü sana vermem." diyor, başka da bir şey demiyor. Komutan ısrar edip nedenini sorunca da Sıdkı Bey'den hem komutanı utandıracak, hem de tarihe geçecek şu cevap geliyor. "Komutan ben mührü neden sana vereyim ki? Beni bu köyün halkı seçti ve ancak onlar bu görevden alabilir. İstersen köylüye tek tek soralım, eğer beni istemezlerse mührü sana vermeye razıyım." Bu cevap karşısında tabiri caizse şok geçiren komutan mührü bırakarak kışlasının yolunu tutuyor. Sıdkı Amca da, daha yaklaşık 30 sene boyunca Keçiliköy'ün muhtarlığını yapmaya devam ediyor.
Bu gerçek hikaye ile ilgili Sıdkı Amca'nın hala hayatta olan eşi ile bir görüşme yapıp daha detaylı bir şekilde tekrar yayınlamayı düşünüyorum. Kirli çakallara memleketin sahipsiz olmadığını her fırsatta hatırlatan Sıdkı Amca gibi yiğitlere selam olsun... Birer Fatiha'yı unutmayalım.
Garnizon komutanı bakıyor, olacak gibi değil, makam aracına atlayıp bu ulvi (!) vazifeyi yerine getirmek için bizzat kendisi düşüyor Keçiliköy'ün yollarına.
Köyde Muhtar Sıdkı Bey'i buluyor ve emrini yineliyor. Ancak Muhtar kararlı "Komutan, mührü sana vermem." diyor, başka da bir şey demiyor. Komutan ısrar edip nedenini sorunca da Sıdkı Bey'den hem komutanı utandıracak, hem de tarihe geçecek şu cevap geliyor. "Komutan ben mührü neden sana vereyim ki? Beni bu köyün halkı seçti ve ancak onlar bu görevden alabilir. İstersen köylüye tek tek soralım, eğer beni istemezlerse mührü sana vermeye razıyım." Bu cevap karşısında tabiri caizse şok geçiren komutan mührü bırakarak kışlasının yolunu tutuyor. Sıdkı Amca da, daha yaklaşık 30 sene boyunca Keçiliköy'ün muhtarlığını yapmaya devam ediyor.
Bu gerçek hikaye ile ilgili Sıdkı Amca'nın hala hayatta olan eşi ile bir görüşme yapıp daha detaylı bir şekilde tekrar yayınlamayı düşünüyorum. Kirli çakallara memleketin sahipsiz olmadığını her fırsatta hatırlatan Sıdkı Amca gibi yiğitlere selam olsun... Birer Fatiha'yı unutmayalım.
30 Temmuz 2011 Cumartesi
İyi de Paşam; sizi neden kimse umursamadı?
Ah be Paşam, yine direttiniz. Yine beklediniz ki herşey eskisi gibi olsun. İstediniz ki azıcık elinizi masaya dokundurduğunuzda sivillerin yine paçaları tutuşsun. Ama olmadı işte. "İstifa ederiz." restinize de "siz bilirsiniz." cevabı aldığınız, ve aslında pek de birşey bilmediğiniz ortada.
Peki acaba neden emeklilik talebiniz (sizi direnişçi birer kahraman olarak görmekte ısrar edenlere göre ise istifa etmeniz)"bir avuç gürültücü elitist"ten başka kimsenin umrunda olmadı?
Ben söyleyeyim. Çünkü emekli olmayı kendinizce şerefli addettiğiniz bir davada tıkanma noktasına geldiğiniz için değil, sadece pes edebilmek için istediniz. Zaten eğer bir davanız olsaydı ve o davanız azıcık bile umrunuzda olsaydı, emeklilik istemez, doğrudan istifa ederdiniz. Davanız uğruna emekliliğin size getireceği imkanlardan vazgeçerdiniz. Ama böyle bir davanız yok. Hiç de olmadı zaten. O yüzden hepiniz birden emekliliğinizi istediniz. Hiç kimse de çıkıp "Ben bu kurumdan emekli olayı reddediyorum. İstifa ediyorum. Emeklilik haklarımdan da vaz geçiyorum" diyemedi.
Ah be paşam! Bu yaptığınıza "yandaş medya destekli ucuz kahramanlık" denir. Ama İlker Paşam'dan alışığız biz bu atraksiyonlara, kendisi savaş gemilerinin tepesinden az ayar vermemişti hükümete ama şimdi gelinen nokta malum...
Kısacası artık yemiyorlar paşam.
Bu arada az daha unutuyordum paşam! Nereye gidiyorsunuz? Daha karpuz kesecektik :D
Peki acaba neden emeklilik talebiniz (sizi direnişçi birer kahraman olarak görmekte ısrar edenlere göre ise istifa etmeniz)"bir avuç gürültücü elitist"ten başka kimsenin umrunda olmadı?
Ben söyleyeyim. Çünkü emekli olmayı kendinizce şerefli addettiğiniz bir davada tıkanma noktasına geldiğiniz için değil, sadece pes edebilmek için istediniz. Zaten eğer bir davanız olsaydı ve o davanız azıcık bile umrunuzda olsaydı, emeklilik istemez, doğrudan istifa ederdiniz. Davanız uğruna emekliliğin size getireceği imkanlardan vazgeçerdiniz. Ama böyle bir davanız yok. Hiç de olmadı zaten. O yüzden hepiniz birden emekliliğinizi istediniz. Hiç kimse de çıkıp "Ben bu kurumdan emekli olayı reddediyorum. İstifa ediyorum. Emeklilik haklarımdan da vaz geçiyorum" diyemedi.
Ah be paşam! Bu yaptığınıza "yandaş medya destekli ucuz kahramanlık" denir. Ama İlker Paşam'dan alışığız biz bu atraksiyonlara, kendisi savaş gemilerinin tepesinden az ayar vermemişti hükümete ama şimdi gelinen nokta malum...
Kısacası artık yemiyorlar paşam.
Bu arada az daha unutuyordum paşam! Nereye gidiyorsunuz? Daha karpuz kesecektik :D
14 Şubat 2011 Pazartesi
Bahadır'a Mektup Var
Şuursuz çizer Bahadır,
Açıkçası senin gibilere muhalif olmama rağmen daha ortada penguenin kanatları olmadığı günlerden pek çok yazar çizerinizi takip ediyorum. Hepiniz ayrı ayrı, ne mal olduğunuzu biliyorum yani.
İçinde yaşadığın toplumun değerlerine saldırmana da şaşırmadım bile. Bunları yermek de değil niyetim. Ama sadece bir tespitimi paylaşmak istiyorum;
Aslında o senin o çok gelişmiş bir makine olmasına rağmen pek az kullandığın beyninden çıkan ve çok büyük bir iş becerme psikolojisiyle karikatürün bir tarafına iliştirdiğin o ifadeler var ya; aslında senin peşinde olduğun meselenin ne kadar mesnetsiz,senin o meselenin peşinde olmakta ne kadar aciz olduğunu göstermekten başka hiç bir işe yaramaz.
Acizsin! Davanı savunacak gücün yok! Ancak böyle kendisi ucuz, bedeli ağır kahramanlıklara girşebilirsin. O kadar.
Ama almışsındır ağzının payını...
Açıkçası senin gibilere muhalif olmama rağmen daha ortada penguenin kanatları olmadığı günlerden pek çok yazar çizerinizi takip ediyorum. Hepiniz ayrı ayrı, ne mal olduğunuzu biliyorum yani.
İçinde yaşadığın toplumun değerlerine saldırmana da şaşırmadım bile. Bunları yermek de değil niyetim. Ama sadece bir tespitimi paylaşmak istiyorum;
Aslında o senin o çok gelişmiş bir makine olmasına rağmen pek az kullandığın beyninden çıkan ve çok büyük bir iş becerme psikolojisiyle karikatürün bir tarafına iliştirdiğin o ifadeler var ya; aslında senin peşinde olduğun meselenin ne kadar mesnetsiz,senin o meselenin peşinde olmakta ne kadar aciz olduğunu göstermekten başka hiç bir işe yaramaz.
Acizsin! Davanı savunacak gücün yok! Ancak böyle kendisi ucuz, bedeli ağır kahramanlıklara girşebilirsin. O kadar.
Ama almışsındır ağzının payını...
En anlamlı günü anlatan şiirlerin en anlamlısı...
BİR GECE
Ondört asır evvel, yine böyle bir geceydi,
Kumdan, ayın ondördü, bir öksüz çıkıverdi!
Lakin, o ne husrandı ki: Hissetmedi gözler,
Kaç bin senedir halbuki bekleşmedelerdi!
Neden görecekler? Göremezlerdi tabiî;
Bir kerre, zuhûr ettiği çöl en sapa yerdi,
Bir kerrede, mâmûre-i dünyâ, o zamanlar,
Buhranlar içindeydi, bu günden de beterdi.
Sırtlanları geçmişti beşer yırtıcılıkta;
Dişsiz mi bir insan, onu kardeşleri yerdi!
Fevzâ bütün âfâkını sarmıştı zemînin.
Salgındı, bugün Şark'ı yıkan, tefrika derdi.
Derken, büyümüş kırkına gelmişti ki öksüz,
Başlarda gezen kanlı ayaklar suya erdi!
Bir nefhada insanlığı kurtardı o Ma'sum,
Bir hamlede kayserleri, kisrâları serdi!
Aczin ki, ezilmekti bütün hakkı, dirildi;
Zulmün ki, zevâl aklına gelmezdi geberdi!
Âlemlere rahmetti evet şer-i mübîni,
Şehbâlini adl isteyenin yurduna gerdi.
Dünya neye sâhipse, O'nun vergisidir hep;
Medyûn ona cemiyyet-i, medyun O'na ferdi.
Medyundur o mâsûma bütün bir beşeriyet...
Yâ Rab, bizi mahşerde bu ikrâr ile haşret.
Hilvan, 11 Rebiülevvel 1347 (1931)
Mehmet Akif Ersoy
Mevlid Kandiliniz Mübarek Olsun...
Ondört asır evvel, yine böyle bir geceydi,
Kumdan, ayın ondördü, bir öksüz çıkıverdi!
Lakin, o ne husrandı ki: Hissetmedi gözler,
Kaç bin senedir halbuki bekleşmedelerdi!
Neden görecekler? Göremezlerdi tabiî;
Bir kerre, zuhûr ettiği çöl en sapa yerdi,
Bir kerrede, mâmûre-i dünyâ, o zamanlar,
Buhranlar içindeydi, bu günden de beterdi.
Sırtlanları geçmişti beşer yırtıcılıkta;
Dişsiz mi bir insan, onu kardeşleri yerdi!
Fevzâ bütün âfâkını sarmıştı zemînin.
Salgındı, bugün Şark'ı yıkan, tefrika derdi.
Derken, büyümüş kırkına gelmişti ki öksüz,
Başlarda gezen kanlı ayaklar suya erdi!
Bir nefhada insanlığı kurtardı o Ma'sum,
Bir hamlede kayserleri, kisrâları serdi!
Aczin ki, ezilmekti bütün hakkı, dirildi;
Zulmün ki, zevâl aklına gelmezdi geberdi!
Âlemlere rahmetti evet şer-i mübîni,
Şehbâlini adl isteyenin yurduna gerdi.
Dünya neye sâhipse, O'nun vergisidir hep;
Medyûn ona cemiyyet-i, medyun O'na ferdi.
Medyundur o mâsûma bütün bir beşeriyet...
Yâ Rab, bizi mahşerde bu ikrâr ile haşret.
Hilvan, 11 Rebiülevvel 1347 (1931)
Mehmet Akif Ersoy
Mevlid Kandiliniz Mübarek Olsun...
28 Ocak 2011 Cuma
Cahil ve Naif :)
Tasarımını yaptığım bir dergiye ilan veren bir müşteriyle görüşüyorum şu anda. Kulaklığım telefonda takılı. Reklamı verecek abiye gönderdiği fotoğrafların baskıya uygun olmadığını izah ettim, gelip orjinallerini alayım dedim. Kendisi de sana mail atalım dedi. Tam adresimi verip telefonu mu kapatmaya hazırlanıyorken, abimiz sekreterini çağırıp nasıl mail gönderileceğini anlattırmaya başladı. Kızcağız anlatmaya çalışıyor. Ama abi meseleye o kadar yabancı ki. Tam şu anda, seslerini duyabiliyorum. Ama o kadar naifler ki araya girip siz öğrenince mail atıp gönderirsiniz, hadi bana eyvallah deyip kapatamıyorum telefonu. Telefonda bekletildiğime bile kızamadım arkadaş :) Yani şu sıkıntının içinde koca bir gülümseme koydunuz ya suratıma ne diyeyim bilmem... :)
4 Ocak 2011 Salı
Muhteşem Yüzyıl'a Açık Mektup!
"Muhteşem Saçmalık !
Değerli TIMS çalışanları,
Bugüne kadar yaptığınız işler ortada, ne kadar büyük ve "maddi anlamda" başarılı bir yapım şirketi olduğunuzdan dem vurmaya hacet yok.
Ancak maalesef yeni dönemde başlayacak son diziniz ile sadece tarihi gerçekleri saptırmakla kalmıyor, aynı zamanda bu milletin yetiştirdiği en büyük 4-5 devlet adamından birine rezilce hakaret etmetkten, onu bir kadın ve zevk düşkünü olarak göstermekten de geri kalmıyorsunuz... Milletin değerlerine söverek prim yaptığıızı, zahiren yükseldiğinizi düşünseniz de, bu milletin gözünde en aşağılardan aşağılık bir yere rezervasyon yaptırdığınız gayet açık...
Keşke kıyafetlerle ve mekanlarla uğraştığınız kadar senaryonun gerçekliğiyle de uğraşmış olsaydınız, mesela keşke senaristlerinizden birisi de prof.dr.A.Akgunduz`un Osmanli`da Harem kitabını okuma zahmetine katlansaydı. O zaman böyle rezil olmaktan bir nebze olsun kurtulabilirdiniz belki de...
Ayrıca tarihi gerçekler bize fragmanda Kanuni Sultan Süleyman'a söyletildiği gibi benim hasmım "şarlkendir, vatikandır, odur budur" kısmının da maval olduğunu anlatıyor. Zira 1)şarlkenin zulmüne tutulan ve esir düşen Fransa kralı Fransuva'nın Kanuni Sultan Süleyman'dan yardım istediği ve ALDIĞI tarihi bi vakıadır. 2) Kanuni Sultan Süleymanın Fransızlara Kaputilasyonları veren ve bu yolla avrupa içindeki birliği bozma gayretinde olan bir devlet adamı olduğunu lise eğitimi görmüş senaristleriniz varsa bileceklerdir.
Dolayısıyla kendisi "vay o kafirlere atlayalım" şeklinde siyaset güden bir devlet adamı olmayıp. Döneminde Avrupa' da en önemli makamlarda bulunan ajanlara sahip, feraset sahibi ve siyaset adabını tüm incelikleriyle bilen bir devlet adamıdır.
Bunları boşa yazdığımın ve sizin de bunları (benden daha) iyi bildiğinizin farkındayım...
"Marifet odur ki hasmın bile onu kabul etsin." Düsturuna dayanarak hatırlatmak isterim: Sizin sığ bir devlet adamı, zevk düşkünü, kadına karşı zaafı had safhada olarak gösterdiğiniz Padişahı; bizzat can düşmanı olan avrupalılar "Süleyman The Magnificent" yani "Muhteşem Süleyman" olarak anmakta bir beis görmemişlerdir. Ayrıca buradan yola çıkarak Hürrem karakterine söyletilen "Erkek çocuk doğurursan dünyayı sen yönetirsin." lafının da maval olduğunu hatırlatmakta fayda var. Herhalde o yönetse "Muhteşem Süleyman" yerine "Muhteşem Hürrem" tamlamasını daha sık duyardık gibi geliyor bana. (ki Kanuni'nin vefatından sonra bile vezirlerin adı anılmaktadır malumunuz) Keşke senaryoyu sansasyonel meseleleri çarpıtarak yazmak yerine bir kaç tarih kitabı karıştırarak yazmış olsaydınız.
Sonuç olarak yaptığınız hatanın büyüklüğü ve fecaatin derunluğu karşısında bu millet ve tarih sizi affetmeyecektir...
Ben kendi adıma gördüğüm herkese, her yerde diziyi seyretmemelerini şiddetle tavsiye ediyor ve yukarıda yazdıklarımı da aynen aktarıyorum..."
Halil Haskaraca
Halkla İlişkiler Uzmanı
info@tims.tv adresine gönderilmiştir...
Değerli TIMS çalışanları,
Bugüne kadar yaptığınız işler ortada, ne kadar büyük ve "maddi anlamda" başarılı bir yapım şirketi olduğunuzdan dem vurmaya hacet yok.
Ancak maalesef yeni dönemde başlayacak son diziniz ile sadece tarihi gerçekleri saptırmakla kalmıyor, aynı zamanda bu milletin yetiştirdiği en büyük 4-5 devlet adamından birine rezilce hakaret etmetkten, onu bir kadın ve zevk düşkünü olarak göstermekten de geri kalmıyorsunuz... Milletin değerlerine söverek prim yaptığıızı, zahiren yükseldiğinizi düşünseniz de, bu milletin gözünde en aşağılardan aşağılık bir yere rezervasyon yaptırdığınız gayet açık...
Keşke kıyafetlerle ve mekanlarla uğraştığınız kadar senaryonun gerçekliğiyle de uğraşmış olsaydınız, mesela keşke senaristlerinizden birisi de prof.dr.A.Akgunduz`un Osmanli`da Harem kitabını okuma zahmetine katlansaydı. O zaman böyle rezil olmaktan bir nebze olsun kurtulabilirdiniz belki de...
Ayrıca tarihi gerçekler bize fragmanda Kanuni Sultan Süleyman'a söyletildiği gibi benim hasmım "şarlkendir, vatikandır, odur budur" kısmının da maval olduğunu anlatıyor. Zira 1)şarlkenin zulmüne tutulan ve esir düşen Fransa kralı Fransuva'nın Kanuni Sultan Süleyman'dan yardım istediği ve ALDIĞI tarihi bi vakıadır. 2) Kanuni Sultan Süleymanın Fransızlara Kaputilasyonları veren ve bu yolla avrupa içindeki birliği bozma gayretinde olan bir devlet adamı olduğunu lise eğitimi görmüş senaristleriniz varsa bileceklerdir.
Dolayısıyla kendisi "vay o kafirlere atlayalım" şeklinde siyaset güden bir devlet adamı olmayıp. Döneminde Avrupa' da en önemli makamlarda bulunan ajanlara sahip, feraset sahibi ve siyaset adabını tüm incelikleriyle bilen bir devlet adamıdır.
Bunları boşa yazdığımın ve sizin de bunları (benden daha) iyi bildiğinizin farkındayım...
"Marifet odur ki hasmın bile onu kabul etsin." Düsturuna dayanarak hatırlatmak isterim: Sizin sığ bir devlet adamı, zevk düşkünü, kadına karşı zaafı had safhada olarak gösterdiğiniz Padişahı; bizzat can düşmanı olan avrupalılar "Süleyman The Magnificent" yani "Muhteşem Süleyman" olarak anmakta bir beis görmemişlerdir. Ayrıca buradan yola çıkarak Hürrem karakterine söyletilen "Erkek çocuk doğurursan dünyayı sen yönetirsin." lafının da maval olduğunu hatırlatmakta fayda var. Herhalde o yönetse "Muhteşem Süleyman" yerine "Muhteşem Hürrem" tamlamasını daha sık duyardık gibi geliyor bana. (ki Kanuni'nin vefatından sonra bile vezirlerin adı anılmaktadır malumunuz) Keşke senaryoyu sansasyonel meseleleri çarpıtarak yazmak yerine bir kaç tarih kitabı karıştırarak yazmış olsaydınız.
Sonuç olarak yaptığınız hatanın büyüklüğü ve fecaatin derunluğu karşısında bu millet ve tarih sizi affetmeyecektir...
Ben kendi adıma gördüğüm herkese, her yerde diziyi seyretmemelerini şiddetle tavsiye ediyor ve yukarıda yazdıklarımı da aynen aktarıyorum..."
Halil Haskaraca
Halkla İlişkiler Uzmanı
info@tims.tv adresine gönderilmiştir...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)